Sevgili Rezan Yeşilbaş beni ilk arayıp senaryoyu okumamı istediğinde çok yoğundum ve bir süre okumaya fırsat bulamadım. Rezan’ın haklı yakınmaları sonucu zaman yaratıp okuduğumda kendime çok kızdığımı hatırlıyorum. Senaryoyu o kadar beğenmiştim ki… Rezan’la Unutma Beni İstanbul ve Yeraltı’nda birlikte çalışmıştık. Unutma Beni İstanbul’da birlikte çalıştığımız Belçim Bilgin’e rolü teklif etmiş ve kabul ettirmişti. Geriye erkek karakter kalmıştı. Senaryoyu ilk okuduğum anda aklıma gelen ismi Rezan’a söyledim. Cem Bender… “Cem Bender çok iyi oyuncudur, çok da iyi insandır kabul eder.” dedim. Rezan onu daha öncesinden tanımadığı için bir fotoğrafını yollamamı istedi. Yolladım ve Rezan’ın coşkulu telefonu geldi. “İşte aradığım adam!”. Sonrasında mahkumlar, figürasyonlar. Küçücük bir ekiple çektiler filmi ve itiraf etmek gerekirse ben filmi unuttum.
 |
| Filmden bir kare. |
Ve sonra Cannes yolculuğu başladı… Rezan’ı ilk gördüğümde haberi yeni almış ve mutluluktan ne diyeceğini şaşırmıştı. Türkiye’de bir kürt olarak çok ciddi bir başarı kazanmıştı ve dünyaca ünlü yönetmenlerin de olduğu bir salonda dünyanın en saygın festivali’nde kısa filmiyle, üstelik neredeyse kendi ailesinin hikayesiyle büyük bir başarıya imza atmıştı.
 |
| Rezan Yeşilbaş ödülünü alırken. |
Biraz önce aldığım habere göre de Hindistan’da da En İyi Kısa Film ödülünü almış. Buradan onu hem tebrik ediyorum hem de ödüllerin devamını yürekten istiyorum. Şimdi çekmeyi planladığı uzun metrajını merakla bekliyor olacağız çünkü yapacağı işin Cannes’a kabul edilmesi için elinde harika bir fırsat olan ödülleri var. Yolu açık olsun…