“Siyaset pis bir salyadır”

Çok sevdiğim bir insanın anısına…

Bu ülkenin kimi yerlerinde hemen her gece çatışma olacağı bilindiğinden yemekler erkenden yenir, kapılar sıkıca kapatılır ve herkes evlerinde çekilirdi. O ilk sesle – kimi zaman kurşun, kimi zaman roket, kimi zaman adını hiçbir zaman öğrenemedikleri “silah”ların sesiyle-  birlikte hızlıca kapatılan ışıklardan geriye kalan bombalı, silahlı seslerden oluşan koca karanlık, bir çocuk için fazlasıyla korkunç olurdu. Neredeyse her gün tekrarlanan o kapkaranlık seslerin ürküterek, ağlatarak büyüttüğü binlerce çocuk… O çocuklar ki bu korkuyu yenebilmek için karanlığın ortasından sıyrılıp, çocuk gibi yaşayabilmek için belki, perde arkalarından kurşunların gökyüzünde oluşturdukları kıpkırmızı geçişlerini izleyerek, savaşı, kim daha çok sayabilir oyununa dönüştürmüştü. Onlara değmesinden çok korktukları ve muhtemelen birilerini – ki o “birileri” muhakkak bir kaç gün sonra anne babalarının ağıtları eşliğinde toprağa gömülecekler-  “öldürecek” kurşunların gökyüzünde yarattığı kırmızı, parlak ışıkcıkları sayarken birbirlerine aşık olan çocuklar.

Bu ülkede bazı çocuklar kendi dillerini konuşabilmek için susmak zorunda kalırdı. Konuştukları dil dışında bir dil öğrenmek zorundaydılar ve bunu kendi dillerinde hiç konuşmadan, hiç soru sormadan yapmaları gerekiyordu. Cezaya, dayağa, küfre, işkenceye sebep olan bir dil nasıl konuşulabilirdi ki? Üstelik yasak olan bir dil nasıl unutulabilirdi ki? Konuşmak için eve gitmeyi heyecanla bekleyen çocuklar…

Bu ülkenin kimi yerlerinde bazı çocuklar devrim marşları eşliğinde romantizm oyunları oynadılar asla aşık olduklarını kabul etmeden. Grup Yorum’dan, Kızılırmak’tan, Koma Amed’ten dinlediler aşk/devrim şarkılarını. Aşklarından önce davaları olan/oldurulan çocuklar. Hemen her gün ev baskınlarına, anne – babalarına yapılan tacizi izlemeye maruz kalmış, abla ya da abilerinin neden sürekli “güvenlik görevlileri”nce alıkonulduklarını, onlardan dayak yediklerini erkenden anlamış, işkence denilen şeyle bizzat tanışmış, erken büyümüş ve erkenden olgunlaşmış çocuklar. Hayatlarında gördükleri ilk penis bir panzer ucuna asılmış, delik deşik ve çıplak bedeniyle tehdit unsuru olarak teşhir edilmiş  ” Ermeni Dölü Terörist” penisi olan ve ölümden önce öldürülmeyi, kurşun izleri “gururla sunulan”, çıplak, ölü bir insan bedeniyle öğrenen çocuklar.

Bu ülkede bazı çocuklar savaşla, ölümle o kadar yüzleşmiştir ki sevişmeyi suç bilmişlerdir. Sevişmek suçtur çünkü ortada ölüm varken aşk yasaktır. Dil yasakken, sürekli tecavüze uğrayan bir kimlik sorunu varken, her gün yeni ölüm haberleri gelirken ve buna hiçbir çözüm bulunmazken sevişmek olsa olsa ihanet olur diye yaşayan, binlerce gence dönüşen binlerce çocuk. Bizim çektiklerimizi “bizim çocuklarımız yaşamasın” uğruna kendilerinden, aşklarından, hayatlarından hiç tereddüt etmeden vazgeçen “vasıflı” çocuklar.

Bu çocuklardan büyüyenlerin kimi öldürüldü, kimi yıllardır haksız ve adaletsiz bir biçimde cezaevinde, kimi inandığı bir savaşın içinde hala… O çocuklar büyüdü ve bir kısmı 65 gündür haklı talepleri yerine getirilsin diye ölüm orucunda. Bedenimiz, aklımız, dilimiz, hayatlarımız üzerindeki tutsaklığı, tahakküme boyun eğmemek için kendi bedenlerinden vazgeçerek ortadan kaldırmaya çalışıyorlar. 30 yıldır savaşa mecbur bırakılan, Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşundan bu yana yok sayılan Kürt gerçeğini tanıma zamanıdır artık. Bu ülkede bazı çocuklar sadece Kürt oldukları ölüyor. Ahmet Güntan’ın dediği gibi “Siyaset boş bir heves, pis bir salyadır.” Ve artık siyasete halk olma zamanı değil. İnsan olduğumuzu hatırlama ve ısrarla hatırlatma zamanı.

Yorum bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yukarı Çık